Öncelikle herkese, hepimize iyi bir hafta ( haftalar ) diliyorum. Yazıyı sonlandırırken bir daha dileyeceğim ama ne kadar etkili olur, tartışılır. Neden mi? İşte benim nedenlerim:
1) Beynimiz bu kadar soruyla nasıl baş edebiliyor? Beynim almıyor. En yakını dün mesela, kafamdan geçenleri düşününce akıl alınası gelmiyor. Güne gözlerimi henüz açmışken başladı zavallı. Hani hava güneşli olacaktı, bu bulutlarda nereden çıktı? Markete ben mi gitsem acaba? Annemler kahvaltıya gelecekler mi? Neler eksikti? Keşke aklıma geldiğinde not alsaydım. Oğuz’u beraberimde götürsem mi? Derken derken öğle saatleri yaklaştı ve aralıksız devam. Çiçekleri hangi saksılara diksem. Bostan dikenler nasıl baş edebiliyorlar bu işle? Herkesin karnı acıkmaya başladı, ne yesek acaba? Uykum geldi, uyursam akşam uykusuzluk çeker miyim? Dergilere mi baksam yoksa kitap mı okusam? … Hiç durmadı sorular, yatma vakti yaklaştı. Bu survivora katılanlara neler vaat ediyorlar acaba? Televizyon yayınları bir gece dursa, başımıza gelen hiçbir halt için ayaklanamayan bu insanlar ayaklanırlar mı? Nihayet yatağa gireceğim ki; Yüzümü temizlemeden yatsam bir şey olur mu? Bir saat daha takılsam mı? Uykuya yorgun argın teslim olmak ne kadar güzel.
2) Yapılan son zamlarla nasıl baş edeceğiz? Halkı alet ederek haksız kazanç, güç sağlayan herkese lanet olsun.
3) Trafikte takip ettiği sol şeridi para verip satın almışçasına, tali yolda gider gibi araç sürüp trafiği tıkayanları araçlarından indirip, gidecekleri yere kadar yürütesim var. Hâlbuki biz Türk halkı parasını vergilerimizle ödediğimiz halde yılar yıllardır ne şu boğaz köprüsünü ne de otobanları satın alamadık. Ödeme yapmaya hala devam ediyoruz.
4) İşe gelirken yaz için tadilat yapılan evleri görünce geldi aklıma keşke bizlerde sezonu geçen, yorulan, eskiyen yerlerimizi tuğla çimentoyla yenileyebilseydik.
5)Tanrının yarattığı şu bedeni sağlıklı olacam diye spor yaparak yorup durmak, otla beslemek nereye kadar? Yerimizden kımıldamadan yaşayıp önümüze geleni yiyelim de demiyorum fakat böyle yaşayıp hayatları boyunca kilo problemi yaşamayanlarrrrr. Nasıl yahu?
6) Çocuklar için oradan oraya savrulup, hafta sonlarını peşlerinde harcamak çoktan seçmeliye tabi olamaz mıydı? Şımartmakla yoksun bırakmamak arasındaki dengeyi sağlamak daha kolay olamaz mıydı?
7) İnsanlar dünyayı, dünya mı insanları yok ediyor?
8) Alışverişin sonu var mı? Marketten alınan yiyecekler nasıl bu kadar çabuk bitiyor ve biz her hafta markete gitmek zorunda kalıyoruz?
9) Bu tablet eğitim saçmalığının sonu ne olacak? İleride okumaya, yazmaya gerek kalmadan damar yoluyla verecekler eğitimi. Şimdi televizyon ve tabletlerle idare ediyoruz.
10) Önümüzdeki yıllarda, yapılan ayrımcılığın sonucu olarak ayrı eyaletlerde mi yoksa sığınaklarda falan mı yaşamak zorunda kalacağız?
İşte bunlar dün düşünülenler. Cumartesi ise apayrı sorular, endişeler, şaşkınlıklarla geçti gitti. Bir de Oyun Atölyesinde sahnelenen ‘’ Antonius ile Kleopatra ‘’ adlı oyunu izledik. Şahaneydi. Bu sezon neredeyse iki haftada bir oyun izledik. İzlediklerimiz arasında kostümünden, müziğine, oyunculuklarından, sahnesine her şeyiyle dört dörtlük olanı sanırım bu oyundu. Kaçırmayın derim. Oyun bahanesiyle Anadolu yakasına geçmişken Çiya’da gözü dönmüşçesine Hatay yemekleri yemek, çıkışta Ali Usta’da dötümüz donsa, dudaklarımız uyuşsa bile dondurma yemek farzdı tabi.
Bütün bu kafa karışık ve yorgunluklarının ardından, içinden hepinize tekrar iyi haftalar diliyor ve huzurlarınızdan ayrılıyorum. Sevgiyle kalın.
Oyundan:
Kleopatra: Pekâlâ, madem gerçekten âşıksın, o zaman, ne kadar, onu söyle.
Antonius: Ölçülebilen aşk zavallı aşktır.
Kleopatra: Peki, ya ben ölçmeye kalkarsam?
Antonius: O zaman, kendine yeni bir dünya bulacaksın.
ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL
hani etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hani etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Nisan 2012 Pazartesi
14 Mart 2012 Çarşamba
Duyduk duymadık demeyin!
Duyduk duymadık demeyin!
Duyanlar duymayanlara söylesinler!
Hani şu milli çizgi filmimiz ''Pepee'' var ya... İşte o çizgi filmin sinema filmi çıkacakmış. Hem de üç boyutlu. Tek boyutlusuna tahammül edemeyen benim ve benim gibiler için nasıl önemli bir haber değil mi? Şükür ki Oğuz seyretmeyi bırakalı uzun zaman oldu.
Bu arada öğrendim ki; '' Pepe'' Anadolu’da konuşma zorluğu çeken kişiler için kullanılır, Pepe Ali - Pepe Mehmet denilirmiş. Karakterin yaratıcısı Ayşe Hanım ve ekibi lakabın sonuna bir -e daha ekleyerek '' Pepee '' adını bulmuşlar. Bakın aklıma ne geldi; çizgi filmi ekranda görür görmez can havliyle, kanalı değiştirebilmek için kumandayı bulana kadar dilimin tutulması bundan olamaz mı? Sesini duyduğumda '' Pepe '' olup kalakalıyorum. Hele o halay çekişleri, türkü söyleyişleri falan yok mu; tüm kültürel geçmişimizden soğuyorum.
Desenize keşke yalnızca çizgi filmler karşısında pepe olup, konuşmakta zorlansak! Gerçi biz bu evreyi atlatmışız. Ki şimdi Yüce Google a sordum biz ‘’Demans ‘’ olmuşuz. Demans belirtileri nedir? ( miş )
1) Unutkanlık: demanslı kişiler esas olarak yakın zamanda gerçekleşen olayları, biraz önce ne söylendiğini, ne yapmak üzere olduklarını unuturlar.
2) Oryantasyon sorunları: demanslı bir kişi kolaylıkla yolunu kaybeder.
3) Plan yapma ve ileriyi düşünme zorluğu.
4) Düşünme bozuklukları: demanslı kişiler konuşma güçlükleri ve hesap yapma güçlükleri yaşarlar.
5) Değişen karakter özellikleri: davranış bozuklukları görülür. Demanslı kişiler ajitedir, çoğu zaman geceleri huzursuz, bazen kuşkucu ya da saldırgandır.
Sizce de belirtilerin çoğunu taşımıyor muyuz toplumca?
ÖZGÜR TAMŞEN YÜCEDAL
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)